• /Content/img/posters/jpg/image_29436e14-94b8-43a6-a993-5e488b29267b.jpg
BİZDE ŞÖLEN HİNDİYLE DEĞİL OĞLAKLA OLUR
29 Aralık 2017 Cuma \\ BEYZA AKTAŞ \\ Yorum Yok

 BİZDE ŞÖLEN HİNDİYLE DEĞİL OĞLAKLA OLUR

Şimdilerde yılbaşı kutlamalarında sofralarda hindiye yer verilmekte. Hindi dolması veya hindi kızartmaları sofraları süslemekte. Aslında yılbaşında hindi tüketmek bizim geleneğimiz değil. Zaten bunun pek çok insan farkında. Hatta herkes farkında. Fakat bu batı özentiliği ve bir pazarlama stratejisinden öte bir durum değil.

Herkesin de bildiği üzere hindi eti kültürel ve dini açıdan tüketmekte sakıncası olmayan bir et türü. Yani hindi eti yemenin bir sakıncası yok. Fakat yılbaşında durum biraz farklı. Bir kere, yılbaşında hindi eti yemenin dünyadaki hiçbir kültürle alakası yok. Bu tamamen pazarlama stratejisi.

Peki hindi eti, yılbaşında tüketilmeye nasıl başlandı? Ya da nasıl Noel’de tüketilir hale getirildi?

Hindi eti, Şükran Gününde yenilir ve Şükran Gününün en önemli motiflerindendir. Şükran gününde hindi eti yenilmesinin nedeni ise şöyle açıklanabilir: Günümüzde evcilleştirilmiş olan hindiler, Amerika keşfi öncesi yabani bir hayat sürmekteydiler. Amerika yerlileri olan Kızılderililer ise Amerika kıtasına gelen ziyaretçilerle ilişkileri güçlendirmek adına hindi avı gibi bazı bilgileri paylaşmışlardır. Bu bilgilerden yararlanan ve yeni hayatlarına başlayan İngilizler, Kasım ayında hasattan sonra Kızılderililer için bir ziyafet verirler ve burada şükranlarını sunmak için de Hindi ikram ederler. Daha sonra bu bir gelenek halini alarak her yıl Kasım ayının son perşembe günü kutlanmaya başlanır.

Zamanla devlet başkanlarının Şükran gününü meclise sunarak ulusal bir bayram olarak kabul edilmesini istemeleri neticesinde, Şükran günü resmi olarak ulusal bayram kabul edilir. Yani ne yılbaşıyla ne de Noel’le bir alakası yoktur. Hatta tarihler bile birbirinden uzaktır. Bunun yanında 25 ve 26 Ocak’ta Hz. İsa’nın doğumunun kutlandığı, dini bir bayram olan Noel’in de yeni yıl kutlamalarıyla alakası yoktur. Bu nedenle yeni yılın gelişini yabancı motiflerle kutlamaktansa kendi kültürümüzün motifleriyle kutlamak çok daha değerlidir. Yılbaşımızı pazarlama stratejilerinin birer oyuncağı olarak değil, kendi kültürel değerlerimizle, kendimize has bir şekilde kutlamak çok daha değerlidir.

Yeni yıl kutlamalarının, bizim geleneklerimizde olmadığı hakkında bazı iddialar mevcut. Fakat asıl bizim geleneklerimizde yeni yıl kutlamaları vardır.

Mersin'de, yaşayan dünyanın en önemli Sümerologlarından biri olan Muazzez İlmiye Çığ katıldığı bir davette yılbaşı ve Noel Baba'nın Türk geleneklerinden geldiğini açıkladı.

Muazzez İlmiye Çığ’ın "Eski Türklerde, gökyüzü tanrısal bir güç olarak kabul edilirdi. Geceyle gündüz kavga halindeydi. 21 Aralık tarihinin ardından günlerin uzamaya başlaması, kutsal kabul edilen güneşin kavgayı kazandığı gün olarak kabul edilir ve bunun için şenlikler düzenlenirdi. Bu kutlamalarda 'Akçam' denilen çam dalı kullanılır, o çam dalının altına, Tanrı iyi insanlara iyi şeyler sunduğu için, hediyeler konulurdu. Tanrı gelecek yıl iyi şeyler versin diye de o çam dalına iyi dilekleri simgeleyen bezler, süsler bağlanırdı. O gün aileler bir araya gelir, yemekler yapılır, yenir, şarkılar söylenip, dans edilirdi."

Noel Baba'nın da yine Türk geleneğinden günümüze geldiğini belirten Çığ, "Bugün Noel Baba olarak kabul edilen yaşlı adamın, gökyüzü tanrısının kötü kardeşi yeryüzü tanrısı olduğuna inanılır. 22 Aralık'ta onun bile iyi olmaya karar vererek, kapı kapı dolaşıp hediyeler verdiği düşünülürdü. Noel Baba'nın kıyafetleri tıpkı Türk geleneklerindeki kıyafetleri yansıtır. Bu adet, Hunlarla birlikte Avrupa'ya, Hıristiyanlığın yaygınlaşmasıyla birlikte Hıristiyanlara geçti. Yılbaşı kutlama geleneği, 325 yılında alınan bir kararla Hz. İsa'yı anmak için kullanılmaya başlanmıştır" şeklinde ifadeleri Türklerin tarihe yön veren kültürel zenginliklerine dikkat çekmiştir.

Orta Asya’dan itibaren asırlardır yeni yıl kutlamaları Oğlak etinin kızartılması, Oğlak Dolması ve çeşitli et türlerinin hazırlanmasıyla gerçekleşirdi. Buradan anlaşılacağı üzere Oğlak eti bir şölen yemeğiydi.

Bizler de Oğlak etini yeni yıl kutlamalarında, aile ve akrabalarla olan aile yemeklerinde ve diğer önemli kutlamalarda kullanabiliriz. Muhteşem lezzetiyle tam bir şölen yemeği olan oğlak eti, bizleri geleneklerimizle ve tarihimizle buluşturarak değerlerimizi hatırlatacaktır.

Evet, kırmızılar, ışıltılar, süsler, mumlar, süslenmiş çam ağaçları, tonton Noel Babalar, geyikler, bunların anlatıldığı hikayeler, filmler ve diziler… Hepsi çok renkli. İnsanı gördükçe mutlu ediyor. Fakat bunlar bizim kültürümüz değil. Bu demek değil ki bizim kültürümüzde böyle şeyler yok. Bizim kültürümüz en renkli kültürlerden biri. Tarihe yön veren, pek çok kültürle etkileşen bir kültüre sahibiz. Kendi kültürümüzü bir kenara bırakıp top yekûn farklı kültürel değerleri uygulamak doğru değil. Kendi kültürümüzü yaşatmalıyız.

Bugün bir evde eğer çam ağacı süsleniyorsa, ev sahibi bunun bizim kültürümüzde olmadığını bilse bile, belki de çocukları bilmeyecek. Bunu normal sayacaklar ve birkaç kuşak sonra bunu kendi kültürümüz sayacaklar. Bu da dejenere olmak demek. Amaç da bu. Bir milletin kültürünü değiştirebiliyorsan illa ki o bölgeyi resmi şekilde işgal etmiş olmana gerek yoktur. Kültürünü terk etmiş ve farklı kültürleri benimsemiş toplumlar özgürlüklerinin ve ülkelerinin anahtarını kendi elleriyle düşmana teslim etmiş sayılırlar. 2000’li yılların işgali de böyle olur işte. Maliyet düşük, kazanç fazla. Çünkü pazarlama stratejisi iyi.

Kültürümüze sahip çıktığımız yıllar diliyorum. 2018 yılı,  bilinç dolu bir yıl olsun.

Beyza AKTAŞ

BEYZA AKTAŞ

Köşe Yazarı

Yorumlar
Yazı hakkında yorum bulunmamaktadır.
Yorum Yaz