• /Content/img/posters/jpg/image_a4d4fdca-6f5f-4584-9776-d28ae6deefea.jpg
Çocukluğuma dair unutamadığım iki koku vardır benim...
1 Nisan 2017 Cumartesi \\ Aktuel \\ Yorum Yok
KOYUN&KEÇİ DÜNYASI / Çocukluğuma dair unutamadığım iki koku vardır benim; sobada kızarmış ekmek kokusu, bir de tiftik kokusu… 
            Rahmetli dedem sabah ezanıyla kalkar, namazını kılıp, erkenden kahvaltısını ederdi. Sabahları uyumayı sevmeyen ablam ve ben uyanır uyanmaz ilk iş dedemlerin mutfağında kurulu ufacık sobanın üstünde kızaran ekmeğin kokusuna koşardık. Dedem kahvaltısını eder etmez, gözü gibi baktığı tiftik keçilerine koşardı. Onun için günün ilk işi keçilerine bakmaktı, çobanın ihtiyaçlarını hergün itinayla ağıla ulaştırırdı ki keçilerine iyi baksın. İkinci iş, herkesten önce gidip evinin altındaki tiftik deposunu açmaktı. Bazen bir mindere de kendi oturup, tiftik işlerdi ustaca. Aslında o tiftiği gözü kapalı işlerdi, tiftik dediniz mi, keçi dediniz mi gözlerinin içi parlardı. Zamanında Ankara ve çevresindeki tüm tiftiği toplarmış, deposunu doldururmuş, deposunda tiftiği, ambarında buğdayı olmazsa uyku girmezmiş gözüne. 
Rahmetli dedemin bize bıraktığı en büyük miras ‘tiftikçilik’oldu. Her zaman ağzına kadar dolu olan depomuzdaki tiftik kokusu hiç gitmez burnumdan, hala özlerim… Çocukluğumuz tiftik çuvallarının üstünde oynayarak geçti. Pres makinesi yoktu ozaman, çuvallar iki yanından yukarı asılır, bir işçi çuvalın içine girip, iyice bastırırdı ayaklarıyla. Forklift de yoktu, en çok oynamayı sevdiğimiz el arabalarıyla taşınırdı koca çuvallar. Onlarca işçi minderlerine oturur, usta elleriyle işlerlerdi tiftiği. Çuvallar kantarda tek tek tartılıp, üstlerine kiloları ve tipleri şablonla yazılırdı. Sonra İngilizler gelir, tiftiği tırlara yükleyip giderlerdi. Biz o zamanlar tiftiği sadece seyrettik ve kokladık… 
 
       Yıllar geçti, okullar bitti, biz de başladık tiftikçiliğe. Yurtdışında satışlar takip edildi, yurtdışına düzenli teklifler yapıldı. Ama bizim zamanımızda işler biraz değişti. Biz gider olduk yurtdışına tiftiğimizi satmaya, kimi zaman kolay sattık, kimi zaman kapı kapı dolaştık Avrupa’yı. Avrupa da yetmedi, başka pazarları zorladık. Kendimizi geliştirelim dedik, Güney Afrika’ya gittik, teknik ekip getirdik, ustalarımızı eğittik. Önce ışıklandırma artırıldı, sonra dedemin minderleri yerini sanayide yaptırdığımız delikli metal masalara bıraktı, maskeler takıldı itinayla. Gerçekten gelişti tiftik işçiliğimiz, ama binlerce ton tiftiğe ev sahipliği yapan depomuz dolmaz oldu eskisi gibi tıka basa. Bazı yıllar kendi ürettiğimiz tiftiğin haricinde tiftik bile girmedi depomuza. 
 
        Olsun, biz hep umutluyuz, hep tiftikçiyiz. Varsın bizim depomuz dolmasın ağzına kadar tiftikle çocukluğumdaki gibi, ama tiftik denilince ilk akla gelen hep ülkemiz olsun. 
 
Yine tiftik koksun buram buram, doya doya koklayalım… 
Benzer Yazılar..
Yorumlar
Yazı hakkında yorum bulunmamaktadır.
Yorum Yaz