• /Content/img/posters/png/image_e81a032b-703c-44ad-b2c9-f38656ad11b7.png
Kartaloğlu Köyünden Karayaprak Yaylası'na Koyun Göçü
24 Nisan 2017 Pazartesi \\ Aktuel \\ Yorum Yok

KOYUN&KEÇİ DÜNYASI / Boyabat Sesi'nden gazeteci Semih Türkoğlu, "Kartaloğlu Köyünden Karayaprak Yaylası'na Koyun Göçü - 2" başlıklı yazı dizisinde göç sırasında yaşadıklarını anlattı... Keyifli okumalar...

Boyabat Kartaloğlu Köyünden koyun sürüsü sahipleri, sürüleriyle Karayaprak Yaylasına göç etti ve ben de bu yolculuğa ortak oldum.

 
Sırt çantalarımı, çekim ekipmanlarımı, makinelerimi, azığımı, yedek kıyafetlerimi yüklendim sırtıma. 
 
Kartaloğlu Köyü Muhtarı Ünal Kartal ile sözleşmiştik. Koyun göçü arıyordum bir süredir. Daylı Köyünden Nazmi Gündüz arkadaşımın babasının da koyunları o yaylaya göç etti. 12-15 saatlik yolun sonunda vardı yaylaya. Bana nasip değilmiş ki ben Boyabat dışındayken çıkmıştı yola Daylı sürüsü...
 
18 Nisan 2017 Salı sabahı 05.00'te Muhtar Ünal Kartal ile buluştuk. Sağolsun beni aracıyla Boyabat Dörtyoldan aldı. 41 dakikada Kartaloğlu Köyüne ulaştık. Köye gidene kadar sohbet ettik.
 
Her yıl sürü sahiplerinin Nisan ayında göçe başladığını ve kar düşene kadar hayvanlarını yaylada otlattığını anlattı Muhtarım. Koyunların doğal bitkilerle beslendikten sonra etinin daha lezzetli olduğunu da sözlerine ekledi Ünal Muhtar. 
 
Biz Kartaloğlu Köyüne girerken direklerdeki sokak lambaları söndü. 'Sabah oldu, kalkın artık' diyordu sönen lambalar. 
 
Cırga ya da hölük olarak tabir edilen patika yollardan, kayalıklardan, kırlardan, ormanlardan geçeceğimizi söyledi Ünal Muhtar.
 
Köye ulaştığımızda Çoban Seyfettin Gündüz kahvaltısını yeni bitirmişti. Telaşlı telaşlı indi güzel evinden, ahırların olduğu eski ve güzel evlerin avlusuna geçti. Avluda sohbet ettik biraz. Çocukluğundan beri keçi ve koyunculukla uğraştığını belirten Çoban Seyfettin, hanımıyla, çocuklarıyla şimdi 100 kadar koyunuyla ilgileniyor. O da her sene yaylaya göçüyor, yayladan köye dönüyor. 
 
Koyunları ahırlardan çıkaran Çoban Seyfettin, kuzuları da anneleriyle buluşturdu. Kuzuların annelerini ararken çıkardıkları özlem dolu mee sesleri, annelerini telaşlı telaşlı arayan kuzuların koşturmacaları çok güzel ve tatlı bir sahne oluşturdu. Kuzular annelerini buldukça meeleşmeler kesildi. Emebildikleri kadar emdiler kuzular annelerini.
 
Köydeki 3 sürüden sadece Çoban Seyfettin'inkinde kuzular göçe katıldı. Diğerleri bir gün önceden traktörle götürmüştü kuzuları. Çünkü göçte kuzular çok yoruluyormuş, hastalanıp ölebiliyormuş. Bu da sürüyü ve göçü yavaşlatıyor.
Çoban Seyfettin sürülerini saldı koyuldular yola. Onları yolcu ettikten sonra Güngör Kartal'a konuk olduk. Tatlı bir telaşı vardı. Koyunlarını çıkardı ahırdan. Koyunlar da bi heyecanlı, yerlerinde durmuyorlar. Çoban Güngör'le konuştuk ayak üstü. 100'den fazla koyunu var. Bir o kadar da kuzusu var. Bir de köpeği var, adı Polat. 
 
Çok güzel bir köpek, bir o kadar da ürkütücü. Ama insanlara değil de sadece canavara (kurt) saldırırmış. Her yıl göçe çıktığını söyleyen Çoban Güngör, anne karnından beri bu işi yapıyormuş. İşini o kdar seviyor ki yeni doğan kuzusu üşümesin diye yatağında birlikte uyumuşlar kaç kere. Böyle çobanların çoğalması lazım. "Bu hayvanlar benim herşeyim. Hasta olursa anlarım, ters gelen kuzuyu içerde düzeltip doğumunu yaptırırım, yorulan, canı sıkkın olan koyunu hemen anlarım" diyor Çoban Güngör. Sohbetin ardından Çoban Güngör'ü de yolcu ettik.
 
Şimdi de Hasan yani bilindik adıyla Süleyman Şahinbaş'ın evine konuk olduk. Henüz kahvaltı yapan Hasan Şahinbaş ve ailesi bizi de buyur ettiler kahvaltıya. Allah ne verdiyse yedik, çay içtik, sohbet ettik. Evde komşu köy Darıözü'nden İsmail Uzunöz de vardı. Kendisi eski çobanlardan. O da çok gitmiş göçe.
 
Sohbet sırasında eskiden atlarla yaylaya göç edildiğini anlattılar. Ben de kimde at olduğunu sordum. İsmail Ağabey'in varmış atı. Rica ettim, sağolsun kabul etti. Kahvaltıdan sonra Çoban Hasan ahırlarından koyunlarını çıkardı. Karabaş ve emektar Sarı, koruyucularımız olarak bizlere eşlik edeceklerdi.
 
Şansımıza sabah 05.00 sıralarında kuzu doğmuş. Çok sevimliydi. İsmine Şahinbaş koyduk. Çoban Hasan'ın da 100'den fazla koyunu var. Bir o kdar da yaylada varmış. O da çocukluğundan beri bu işi yapıyormuş. Hanımı da bekarlığında çobanmış. Hanımının babası, dedesi, kendi babası, dedesi derken nesilden nesile çobanlık yapan aileler akraba olmuş. 
 
Son sürü Çoban Hasan'ın koyunları ile köyden hareket ettik. Bu arada Muhtarımız Ünal Kartal, İsmail Uzunöz'ü, atı almak için Darıözü'ne götürdü.
Yola çıktık Çoban Hasan ve Oğlu Fatih ile. Karabaş bana biraz hırladı ama ben pek umursamamış numarası yaptım, inandı mı bilmem. Sakızlık yokuşunu çıkarken koyunculuktan konuştuk. Çobanlara niye kız verilmediğini sordum. "Sigorta olsa iyi olur" diyor Çoban Hasan. "O kadar koyununuz var, tarlanız var, temiz hava, doğal beslenme, istediğin zaman et yersiniz, sizin kadar sağlıklı, keyifli yaşayan mı var?" diye sorunca çok acı konuştu Çoban Hasan. "Şimdikiler İŞKUR'dan 800 kağıda, bi milyara sekiz on ay çalışmayı göze alıyor, asgeriye ücürete çile çekiyolar büyük şehirde, ama bunu kabul etmiyolar işte" diyor Çoban Hasan. Haklı mı? Tabiki haklı.
 
Derken İsmail Uzunöz atıyla yetişti bize. 15 senedir varmış atı. Ama isim vermemiş. Darıkız koydum adına, İsmail Ağabey de kabul etti, hoşuna da gitti.
Çantalarım için de heybe atmış İsmail Ağabey atı sırtına. Allah razı olsun, çok işime yaradı. İsmail Ağabey'in yardımıyla ilk defa ata bindim. Darıkız uysaldı. Hiç huysuzluğu yoktu.
 
At üstünde video, fotoğraf çektim, notlar aldım, ağaç dallarından kendimi sakındım, at sürdüm derken diğer yandan da manzaranın tadını çıkarmaya çalıştım.
 
Çok zor ve tehlikeli yerlerden geçtik. At üstünde durmakta çok zorlandığım anlar oldu ama soğuk kanlılıkla üstesinden geldim. Atla bütünleşmeniz gerekiyor. Atın hareketleriyle hareket etmek ve onunla yürür gibi hissetmek gerekiyor sanırım at sürmek için.
 
Sakızlık Yokuşu, Aşçı Deresi, Aşağı Türbe, Yukaru Türbe, Suluk, Kızıl Meşelik derken vardık Akkaya'ya. Akkaya yolun yarısıymış. Çok heybetli bir kaya kütlesi. Adı gibi ak bir kaya. Altından geçtik. Ünal Muhtarımız da bizi aracıyla orada bekliyordu. Fotoğraflarımızı çekti, oradaki düzlükte sohbet ettik. 
 
Çobanlarımız Akkaya manzarasıyla dertlerini anlattılar. Çok doluydular. Sigorta istiyorlar, yem fiyatlarının düşmesini, devletin verdiği küpe desteğinin artmasını istediler. "Çok şükür geçiniyoruz, ama bu işin bitmemesi için, yeni nesilin bu işleri yapması için bu desteklerin yapılması lazım. Eskiden her evin koyunu, keçisi vardı. Şimdi köyde 3 hane kaldık bu işi yapan. Gençler kasabalara, şehirlere göçüyor. Şehir hayatına kimse özenmesin. Asıl hayat burada. Bizden iyi yaşayan yok. Ne kadar zengin olsanız bizim kadar keyifli, sağlıklı yaşayamazsınız." dediler.
 
Seyfettin Gündüz, Güngör Kartal, Hasan (Süleyman) Şahinbaş, Şafak Gündüz, Fatih Şahinbaş, Muhtar Ünal Kartal ve ben, azıkları karıştırıp afiyetle yedik. Zaten her geçtiğimiz yerden kaynak suları akıyordu. Her yerden bereket fışkırıyor. Daha ne olsun.
 
Sohbetin ve yemeğin ardından tekrar yola koyulduk. Koyunların gözümün önünden geçişine doyamadım. Sürü hiç bitmesin istedim. Çoban, koyun ve köpek. Ayrılmaz üçlü. Biri yoksa anlamsızlaşıyor her şey. Umarım bu güzellikleri dağlarımızda, yaylalarımızda görmeye devam ederiz.
 
Polat'ın çok iyi bir köpek olduğunu övünerek anlatıyor Çoban Güngör. Koyunlarını çaydan atlatırken kendisi de koyunlarla zıplayarak çayı geçti. O muhteşem kırları, dağları, bulutları, güneşi bölgeden geçen çobanlar, köpekler, koyunlar eşsiz bir tabloya dönüştürdü. Bu güzellik öyle narin ki suya çizdiğiniz bir imza gibi koyunlar gelip geçince yavanlaştı gibi oluyor o manzara.  
 
Çaylardan, ormanlardan geçerken koyunlar her fırsatta otluyordu. Hem yiyorlar hem de gidiyorlardı. Çok rüzgarlı, çok ılık, çok sıcak yerlerden geçtik. Yükselti farklılıkları, aldığımız önlemlerle beni etkilemedi. Darıkız da hemen hemen tüm yol boyunca hep yanımdaydı. Ortaköy, Aydınlı, Karanlık Dere, Büyük Yokuş derken yol bitmeye başladı. Karanlık Derede yüksek çam ağaçları vardı. Çoban Seyfettin; "Eskiden buradan hiç güneş görmeden geçerdik, elma ağaçları da vardı. Yağış azaldıkça günei yere inmeye başladı, elma ağaçları kurudu. Kaynak sularımız da var. Çok güzel buralar" diye keyifle anılarını anlattı.
 
En çok Büyük Yokuşta zorlandık. Darıkız'dan indim o yokuşta. Devrilen çamlara rağmen yolumuza devam ettik. Fotoğraflarımı Darıkız'ın sahibi İsmail Uzunöz ve Seyfi Gündüz'ün oğlu Şafak Gündüz çekti. Hepsi çok yardımcı oldular bana. Hepsine çok teşekkür ediyorum tekrar tekrar. 
 
Büyük yokuşun sonunda Koca Çamların yanına vardık. Eski zamanlarda kaçakların barındığı kayalıkları karşıdan görüyorduk. Çamları geçince geniş bir düzlüğe indik. Sona doğru yaklaşıyorduk.
 
Yaylaya az bi mesafe kala Muhtar Ünal Kartal ile Karayaprak Yaylasının girişine gittik. Sürülerin köye girişlerini çektik. Bütün sürüler yaylada kendilerini bekleyen yavrularıyla buluştu. Çok güzel bir tanıklıktı ve derin düşüne için de bir o kadar duygusal.
 
Göç bitti. Çoban Güngör ve Babası Şerafettin Güngör'ün evine konuk olduk. Yemek yedik, çay içtik sohbet ettik. Ne anıları vardı çobanların. Hepsini çektik. 
 
Bu sohbetleri inşallah video olarak da izleyeceksiniz. Duyurusunu yaparız o vakit. 
 
Muhtarım Ünal Kartal beni Boyabat'a getirdi. Akşam 19.15'te Boyabat'taydık. Çok yorucu ama bir o kadar da eğlenceli bir koyun göçü oldu. 
 
İlk defa katıldığım bu göç, ilk defa at sürmem, kazandığım yeni dostluklar için eöeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
 
Bir sonraki macerada görüşmek dileğiyle. Doğal kalın, köylü kalın...
 
Göçte emeği geçen; Kartaloğlu Köyü Muhtarı Ünal Kartal'a, Çobanlar; Seyfettin Gündüz, Hasan (Süleyman) Şahinbaş, Güngör Kartal, Fatih Şahinbaş, Şafak Gündüz ve çobanların kızlarına, eşlerine, Şerafettin Kartal ve ailesine, İsmail Uzunöz'e, Mehmet Aktaş'a, Ahmet Aslan'a, Ünal Karaca'ya, tarım ve hayvancılık yayıncılığının önemli isimlerinden Mehmet Öztürk, Ümit Örs, Eşref Şekerli ve Buket Sakmanlı'ya, yükümüzü ve bizi taşıyan Darıkız'a (İsmail Uzunöz'ün atı) teşekkür ederiz.  KAYNAK: BOYABATSESİ
Benzer Yazılar..
Yorumlar
Yazı hakkında yorum bulunmamaktadır.
Yorum Yaz