• /Content/img/posters/jpg/image_b0ab53dc-3482-4040-af83-1b6779875499.jpg
Okula gidemeyen keçi çobanının fahri doktoralığa uzanan başarı öyküsü
4 Mart 2015 Çarşamba \\ Aktuel \\ Yorum Yok

Milliyet Pazar eki yazarı Nevsal Elevli’nin Londra’nın ünlü Sofra Lokantaları’nın sahibi Hüseyin Özer ile yaptığı röportajını sizlerle paylaşmak istedik. Hayatında hiç okula gitmeyen, ilk mesleği keçi çobanlığı olan, okumayı çoban Celal Emmi’den öğrenen bir çocuğun Fahri Doktoralığa uzanan upuzun ve başarı dolu hikayesi.

“Okuma yazmayı çoban Celal emmiden öğrendim”

Hüseyin Özer hiç okula gitmedi. Okuma yazmayı Tokat’taki köyünde çoban ‘Celal emmi’den öğrendi. İngiltere’nin en saygın eğitim kurumlarından biri olan Westminster Üniversitesi tarafından fahri doktoraya layık görülen Özer bu hafta üniversitede ders vermeye başlayacak. Özer daha önce de Middlesex Üniversitesi’nde sertifika programında eğitmen olarak görev yapmış ve girişimcilik, restorancılık ve işadamlığı dersleri vermişti.

Özer’in serüveni üvey babasından aldığı otobüs parasıyla köyünden ayrılışıyla başladı. Yıllarca parasız pulsuz sokaklarda yattı, aç kaldı, çok çalıştı ve garsonluktan Londra’nın en ünlü restoran zinciri Sofra’nın sahibi oldu. Hâlâ her sabah restoranlarına giden ve toplantılarını aksatmayan Özer boş zamanlarında at biniyor ve Ferrari’si ile geziyor.

*Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

Hiç okula gitmedim ama çok istiyordum. Millet okurken ben keçi güdüyordum. Hatta bir gün hayvanları okula kaçırdım, öğretmen görür de beni alır diye. Ardından da dayımdan dayak yedim. Önceleri dedemde kalıyordum, sonra dayım aldı. Babam da annem de yeniden evlenmişlerdi. Dayım “Babası okutmuyorsa ben niye okutayım” dedi.

* Ankara’ya gelişiniz nasıl oldu?

Babamın beni okutmamasına annem çok kızdı. Kocasına bilet aldırttı. Ankara bileti 20 liraydı, İstanbul 35 lira. Ankara ucuz diye oraya yolladılar. Orada bir tanıdık vardı ama o da bir süre sonra askere gitti. Ben yalnız kaldım. Aslında annem para kazanıp tabanca almamı ve babamı vurmamı istiyordu. Yalnız kalınca iş bulmam gerekti. Lokantalarda çalışmaya başladım. Sokak köpeği gibi sokakta yatıyordum. “Allah’ım inşallah ölmem, çöp arabasına atmazlar” diye dua ederdim. Çakmaklara benzin dolduruyordum, aç kalıyordum. Birisinden bana iş bulmasını istedim, bir pastanede karın tokluğuna sabah 6’dan gece 12’ye kadar bir iş buldu. Ankara’da Sıhhiye’de bir tuvalet vardı. Orada yatıyordum geceleri. Biraz büyüyünce İsmetpaşa’da bir meyhanede iş buldum. Bahşişleri biriktirdim ama o paraya ancak kömürlük kiralanıyordu, kiraladım. Bir de lamba taktım. Bulduğum kitapları vakit buldukça okuyordum.

“Beni okutması için Süleyman Demirel’e bile mektup yazdım”

* Arada okuma yazmayı öğrenmişsiniz...

Çoban Celal emmi öğretmişti. Kömürlükte kitap okurken de İngilizce öğrenmeye karar verdim. Diğer dinleri, milletleri tanımak için İngilizce öğrenme arzusu doğdu. Hiçbir zaman para kazanmak için şartlamadım kendimi, adam olmaktan başka bir şey istemedim. Ben Süleyman Demirel’e bile zamanında beni okutması için mektup yazdım. O da okutmadı. Verdiği cevapta “Git çalış” yazıyordu. İş ve İşçi Bulma Kurumu’na gittim, yaşım küçük olduğu için “Okula git“ dediler.

* İngiltere’ye gelişiniz nasıl oldu?

14 yaşında İstanbul’a geldim, 17 yaşında askere gittim ve 19 yaşında evlendim. 21 yaşındayken eşim beni terk etti. Ben de atladım Londra’ya geldim. Sonra eşim “Geri döneceksin” dedi, dönmedim. O zaman da “Çocuğu göstermem” dedi. Meğer beni seviyormuş. Bilmiyordum sevdiğini.

* Sonra ne yaptınız?

Bir kebapçıda çalışmaya başladım. Geceleri sandalyede uyudum. Alafranga tuvalette yıkanıyordum. Üç sene sonra bir arkadaşımın parası ile kebapçı açtık, ortak olduk. Eski çalıştığım yer kapanmıştı. Patron dükkanı satacağı zaman bana söyledi. Üç masalı bir yerdi. Bankadan kredi aldım ve orayı satın aldım. Adını ASPAVA koydum (Allah’ım sağlık, para ve aşk ver; amin). Sekiz yıl sonra ismimizi Sofra olarak değiştirdim. Banka müdürü kontratı imzaladığında ona fazla faiz almasını söyledim. Niye diye sorunca “Telefonlarıma çıkasın diye” dedim. Kabul etti. Bana Hilton’da öğlen yemeği ikram etti. “Sen patron olacaksın” dedi.

“Okula gitmiş olsaydım herhalde beni vururlardı”

* “Okumuş olsaydım hayatım nasıl olurdu acaba?” diye düşündüğünüz oluyor mu hiç?

Ben tekim. Diğerleri üvey kardeşlerim, onların hepsi okudu. Beni vururlardı herhalde. Milletin başına bela olurdum. Çünkü doğrularla mücadele ederdim. Ayrıca oyun yazardım, müzik, film yapardım, gazeteci olurdum, kitap yazardım, programlar yapar yanlış iş yapanları su yüzüne çıkartırdım.

* Eğitim açığını nasıl kapattınız?

Bu açığı kapatmak mümkün değil. Ama yüreğim temiz, yalanım dolanım yok. Her şeyi para için yapmıyorum. Vatanım milletim ve insanlık için her şeyi yapıyorum ama. İlk kazandığım para ile vakıf kurdum. Yoksul çocuklar için. Okumayan adam ne yapar? Eğitim vakfı kurar.

* Aldığınız fahri doktora unvanı sizi nasıl etkileyecek?

Beni etkilemesin, memleketimin şanını şerefini etkilesin sadece, insanlara örnek olsun yeter.

* Bu ünvanı size vermelerinin nedeni nedir sizce?

Londra’da sadece kebapçı vardı. Ben lezzetli ve sağlıklı yeni bir yemek anlayışı çıkardım. Fen dalında doktora aldım. Takdir kendilerine ait. “İki memleketi, iki kültürü birleştiren adam. Eskinin pis kebabçı anlayışını yok edip Türklerle İngilizleri bir araya getirdi, sevgi içinde yemek yediriyor” diyorlar benim için.

* Boş zamanlarınızda neler yaparsınız?

At binerim, tenis oynarım, kayak yaparım. Eskiden evimin yanında Hyde Park’ta ata binebilirdim. Şimdi orada binilmiyor. Londra dışına çıkıyorum at binmek için. Kendi atlarım da var, en büyük zevkim.

* Kaç kere evlendiniz?

Dördüncü evliliğimi yeni yaptım. Ankara’da aile içinde bir düğün yaptık. Londra’da büyük bir düğün yapmayı planlıyoruz.

* Hüseyin Özer’in günlük temposu nedir?

Sabah 6’da kalkarım. Pilates ve yürüyüş yaparım. Sonra e-postalarıma bakarım. Dünyanın her bir yanından mesaj gelir. Daha bugüne kadar kötü bir mail almadım. Sonra dükkana gelir, elemanlarımla toplantı yaparım.

* Tatillere, diğer restoranlara gider misiniz?

Hayatım restoranlarda geçer. Restorancılık bence dünyanın en güzel mesleği. Bu işadamlığı değildir. İşadamı bir şeyi üçe alır beşe satar.

“Aşk sadece yatakta olmaz, yemekte de aşk vardır”

* Başarınızın sırrı nedir?

Ben başarılı değilim, çok çalışkan ve dürüstüm

* Hayattan ne ders aldınız?

Hayattan aldığım ders dürüstlük. Parasız yaşanır ama şerefsiz yaşanmaz. Vatanına ailene sahip çıktığın gibi sahip çıkacaksın. Yoksa yaşamın hiçbir manası olmaz.

* Pide ile pizza karışımı “Pidezza’’yı yarattınız, böyle bir yenilik var mı?

Benim yemeklerim zaten benim yarattıklarım. Yemeklerin adı aynı ama lezzetleri farklı.

* Yemek sizce nedir?

Yemek aşkı ifade ediyor. Aşk sadece yatakta olmaz yemekte de aşk vardır. Yemeği sevdiğinle yersin.

* Gelecek için planlarınız nedir?

Geriye kendim gibi bir sürü adam bırakmak istiyorum, hepsini restorancı görmek istiyorum. Zaten restoranlarımızda da dersler veriyoruz. Middlesex Üniversitesi ile başlamıştık şimdi Westminister ile ortak akademimiz var. Bir yemek kitabim var bütün dünyada satıyor. Şimdi evde yapılan yemekler için kitap hazırlıyorum.

* İngiltere’den Türkiye’ye gelenler sizi bir çeşit akıl hocası olarak görüyorlar mı? Tavsiyeleriniz neler oluyor?

Buradaki Türk kuruluşlarına hiç ayrım yapmadan yardım ediyorum. Milletvekilliği de teklif ettiler ama kabul etmedim. Çünkü çenemi tutamam. Vatanıma hizmet için milletvekilliğine ihtiyaç yok. Ben mesleğimi seviyorum. Allah’ın işine bak; vatanı milleti iyi temsil ediyorum diye doktora alıyorum. Yardım etmediğim kimse kalmadı. Hatta milliyetçiyim diye beni mahkemeye veriyorlar. Bunu yapan Kuzey Londra Mafyası. Yanımda çalışan birini kandırıp beni milliyetçilikten mahkemeye verdiler. Onlar da Türk, ben de Türküm. Ben ona ırkçılık yapıyormuşum. Türk Türke ırkçılık yapıyormuş. Şimdi mahkemelerdeyim. 25 senedir mahkemelerde uğraşıyorum. Beni El Kaide teröristi de yaptılar. Geçen gün yine terörizm şubesinden geldiler, 5.5 saat konuştuk.

* İngiltere’ye gelen öğrenciler mutlaka sizde işe giriyorlarmış.

Talebelere iş veriyordum ama çalışma izinleri kalktı. Şimdi karınlarını doyuruyorum. Öğrencilere kapım her zaman açık. Bizim restoranlar özel akademi oldu. Burada dersler de veriyoruz. Middlesex Üniversitesi ile birlikte Middlesex/Özer Academy olduk. İşadamı, girişimci ve restorancı olmanın tekniklerini öğretiyoruz.

Notlar: 

* Hiç kravat takmıyor, Japon tasarımcı Issey Miyake’den başka marka giymiyor.

* Londra’nın göbeğinde beş dükkanı var. Hepsine yürüyerek gidiyor. Hafta sonları çalışıyor. Tiyatro ve sinema hayranı, bilhassa tiyatroya çok düşkün.

* Euro D’de yemek programı yapıyor, Atv Avrupa’daki bir yemek yarışmasında juri üyesi.

Benzer Yazılar..
Yorumlar
Yazı hakkında yorum bulunmamaktadır.
Yorum Yaz