Ankara keçisi ve Tiftik üretiminin bugünkü durumu

Dünya gazetesinden Elif Yldırım, köşesinde “Ankara keçisi ve Tiftik üretiminin bugünkü durumu”nu kaleme aldı.
İşte o yazı:
Tiftik keçisi Anadolu coğrafyasına özgü bir keçi türüdür. Orta Asya’dan Anadolu’ya göç eden Türk kavimleri ile yurdumuza yerleştiğine inanılan tiftik keçisi, 19’uncu yy’a kadar sadece Ankara ve çevresinde bozkır ikliminin hakim olduğu coğrafyada başarılı bir şekilde yetiştirilebilmiş ve bu sebeple de uluslararası arenada “Angora Goat” (Ankara Keçisi) olarak anılmıştır.
Tiftiğin İngilizce karşılığı olan “Mohair” kelimesi Arapça muhayyer (seçilmiş, şeçkin) ve İngilizce hair (hayvan kılı) kelimelerinden türetilmiştir. Yerel halk onbinlerce el tezgâhında tiftiği yüzyıllar boyunca önce ipliğe, ardından da sof kumaşına çevirmişlerdir. Beyazlığının, parlaklığının ve ipeksi yumuşaklığının yanı sıra, sof kumaşının sıcak soğuk havalarda doğru ısı yalıtımı sağlaması, toz tutmaması ve su geçirmemesi gibi üstün özellikleri sof kumaşının lüks tüketim malı olarak hem yurtiçi hem de yurtdışı pazarlarda satılmasına olanak tanımıştır.
Tiftik, her mevsimde kullanılabilen moda elyafıdır. Soğuk hava için dokusu ile ısıyı tutmakta, havalı ve hafif yapısı ile ılık günlerde vücudun hava almasını sağlamaktadır. Tek başına ya da karıştırılarak kullanılabildiğinden sorunsuz kumaş yapısı sunmaktadır. Bunlar üstün yapağılar, zengin İskoç kumaşları ve çevre yönünden uyumlu kürke alternatif ürünlerdir.
Ev tekstili açısından da tiftik önemli bir ürün niteliği taşımaktadır. Aleve dayanıklılığı ve yüksek emiciliği ile dekorasyon kumaşı olarak çok değerlidir. Konser salonları, tiyatrolar, otel lobileri, ofisler ve evler için ideal bir maddedir. Bunlara ilave olarak, manifaturada etkili bir izolatör olup, soğuk havada ısıyı muhafaza eder, yazın da sıcağı dışarıda tutarak bariyer görevi görür.
18. yy.’nin ortalarından itibaren uluslararası tekstil ve ticaret ortamında yaşanan gelişmeler neticesinde sof kumaşı dokumacılığı giderek rekabetçi gücünü kaybetmeye başlamıştır. 1838 yılında Güney Afrika’ya 12 dişi ve bir teke gönderilmiştir. Teke ne kadar önceden kısırlaştırılmış olsa da, dişilerden birinin hamile olduğunun anlaşılması ve bir teke doğurması, Güney Afrika’da tiftik keçisi yetiştiriciliğinin başlangıç noktasını oluştururken, ülkemizin tiftik alanında liderliğini kaybettiği dönüm noktası olarak anılmaktadır. Bu tarihten sonra çok sayıda tiftik keçisi Güney Afrika ve ABD’ye ihraç edilmiştir.
1988 yılında 25 bin ton olan küresel tiftik üretimi, aradan geçen 30 yıl içerisinde yüzde 80 azalmış olsa da Güney Afrika Cumhuriyeti hala dünyada tiftik üretimi alanında lider konumunu korumaktadır. Kesin rakamlar belli olmamakla beraber Güney Afrika Cumhuriyeti’nin (ve daha sonra bağımsızlığını ilan ederek Güney Afrika Cumhuriyeti’nden ayrılan Lesotho Krallığı’nın) dünyada üretildiği öngörülen 5 bin ton hammaddenin yaklaşık yüzde 60-65’ini ürettiği tahmin edilmektedir. Bu ülkeleri sırasıyla Arjantin, ABD ve Türkiye (~ yüzde 6) izlemektedir.
Güney Afrika Cumhuriyeti, tiftik hammaddesinin üretiminde liderlik etmenin yanı sıra hammaddenin piyasalara satıldığı merkez olma özelliğini de gözetmektedir. Üretilen hammadde, eğitimli personel tarafından belirli bir kural seti dahilinde kalitesine göre kırkımda tasniflenerek paketlenmektedir. Paketlenen hammadde lisanslı birkaç yerel simsarlık şirket tarafından ulusal standartlara bağlanmış bir test modeli ile örneklem testine tabi tutularak açılış fiyatları belirlenmektedir. Üreticiler açılış fiyatlarını onayladıkları takdirde hammadde lotlar şeklinde açık artırma usulü Port Elizabeth kentindeki borsada satışa sunulmaktadır.
Borsa’da satılan ham tiftik ya doğrudan yurt dışındaki elyaf / iplik üreticilerine satılmakta ya da daha ağırlıklı olarak Güney Afrika kökenli elyaf üreticileri tarafından işlemden geçirildikten sonra uluslararası piyasaya sunulmaktadır. Bu sayede hammaddeden sağlanan ilk temel katma değer, Güney Afrika ekonomisinde kalmaktadır.
Veriler incelendiğinde, 1988’den itibaren dünyada tiftiğe olan talebin azalması nedeniyle Güney Afrika’daki tiftik üretimin yüzde 75’e yakın düştüğü ancak buna rağmen uygulanan doğru politikalar ve kamu-özel kesim işbirlikleri sayesinde Güney Afrika Cumhuriyeti’nin hakim konumunu koruyarak ekonomisine 30 bin kişilik istihdam kazandırdığını görmekteyiz.
Türkiye’deki üretim Güney Afrika ile benzer bir durum yaşasa da ülkemizdeki yetersiz hayvancılık politikaları ile çok daha vahimdir. Son yıllarda özel sektörün sektöre güç vermesi ile bir miktar üretim artmış ancak dünya ile rekabet edebilir konuma ulaşamamıştır. Ayrıca tiftiğin kilogram fiyatını belirleyen dünyada ilk işlemede (yıkamada) fire oranı yüzde 18’i geçmezken Türkiye’de yüzde 32 civarındadır. Maalesef fiyata etki eden en önemli unsurlardan biri olan elyaf çapı da (mikron) Türk tiftiğinde oldukça yüksektir. 2018 yılında yıkama sonrası elde edilen temiz tiftik miktarı takriben 179 bin kg’dır. Sanayi üretimine yönelik ve topsa dönüşebilecek temiz tiftiğin mikron bazında dağılımı aşağıda görüldüğü gibidir.
Ülkemizde Ankara keçileri sadece tiftik için yetiştirildiğinden canlı ağırlıkları oldukça düşüktür. (28-32 kg) Bu keçilerde yıllık tiftik verimi 1.5-2.0 kg, lüle uzunlukları 15-18 cm, elyaf çapı 33-35 mikron, oğlak tiftiğinde 25-28 mikrondur. Temiz tiftik oranı yüzde 72-77’dir. Kemp kılı ve modülasyon oranı Eskişehir Çifteler ve Ankara Lalahan gibi devlet kurumlarında yüzde 0.3-0.7, halk elinde yüzde 0.5-0.20 arasında değişmektedir. Tiftik kalitesini direk olarak etkileyen elyaf çapı inceliği, kemp ve modülasyon oranı bakımından tiftik keçilerimizin çok kaliteli tiftik verdiklerini söylemek güçtür. Dünya tiftik standartlarına göre ise ortalama değerler şöyledir. Oğlak tiftiğinde incelik 23-26 mikron, anaçlarda 28-30 mikron, kemp ve modülasyon oranı ise yüzde 0.1 civarındadır. Görüldüğü gibi yapağı kalitesini belirleyen önemli kriterler bakımından Türk tiftiği içler acısı durumdadır. Tiftik kalitesini belirleyen diğer ölçüler temiz tiftik oranı ve lüle uzunluğudur. Türkiye’de kırkım yılda sadece bir kez yapıldığından gerek temiz elyaf oranı gerekse lüle uzunluğu bakımından Türk tiftiği dünya standartlarındadır. Güney Afrika ve ABD’de ortalama lüle uzunluğu 11-12 cm civarındadır.
Türkiye’de üretilen tiftik entegre üretim tesislerinin bulunmaması ve geleneksel üretim teknikleri ile yapılması sebebiyle oldukça düşük kalitededir. Hayvanların kirli ağıllarda bakılması ve yeterince temiz tutulmaması nedeniyle tiftik hayvan idrarı ile karışmakta bu da tiftiğin kalitesini önemli ölçüde düşürmektedir. Ayrıca kırpım yapıldığı sırada alınan tiftiğin tefrik yapılmadan harmanlanması sanayi için çok ciddi problem teşkil etmektedir. Mikron ayrımı yapılmadan toplanan tiftik homojen yapının oluşmamasına sebep olmakta buda ürünün standartlaşmasını engellemektedir. Bu işlemlerin sanayi üretimine geçmeden önce yıkama öncesi yapılması gerekmektedir.
Ülkede sanayinin gelişmesi hammadde temininin yeterli olması ile alakalı bir konudur. İşleyecek yeterli materyali bulamayan bir ülkede sanayinin gelişmesi söz konusu olamaz. Bugün Türkiye sanayisi yıkama, kuruma, ipliğe ve ürüne çevirme konusunda ürettiği tiftik oranında yeterlidir ancak üretimin artması ile birlikte elbette sanayide tiftiğin kullanımı da gelişim gösterecektir. Ülkemizde uygulanan tüm teşvik tedbirlerine rağmen üretimin geleneksel yöntemlerle yapılması standartlaşmanın ve ticarileşmenin sağlanamamasına sebep olmaktadır. Buda Türk tiftiğini yok olmakla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu gidişin durdurulabilmesi için yeni üretici yapıların ve üretim tekniklerinin mutlaka sektöre adapte edilmesi gerekmektedir. Tiftiğin esas vatanı olan Anadolu, dünyanın en iyi tiftiğini üretebilecek niteliklere sahiptir. Bu nitelikleri en iyi şekilde değerlendirecek üretici yapıların oluşturulması ile Türk tiftiği de dünyada hak ettiği yeri mutlaka alacaktır. (Dünya)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir