Bizimle İletişime Geçin

Mehmet Öztürk

BEN TARIM BAKANI OLSAM…

Olmaz ya, “Ben Tarım ve Orman bakanı olsam” diye düşündüm “evde kalınca”.
Birden aklıma geldi ve iki gün boyunca hiç çıkmadı. Buna ister “hayal bedava” deyin ister “empati”. Aslında boş iş. Ben kim, Tarım Bakanı olmak kim. Ama sırf beynim rahatlasın diye yazıp kafamdan atmak istiyorum.

Ben Tarım Bakanı olsam;
Tarım İlçe, il teşkilatlarından başlayarak bütün kademelerin projelerini toplarım.
Bunları özel bir ekibin harmanlamasını sağlarım.
Resmî çalışanlarımın dışında “gölge danışman”lar oluştururum; İçinde sadece ‘Prof’lar olmayan. Her bölgeyi ve her sektörü kapsayacak “dışarıdan” isimler.
Tarım firmaları, tarım gazetecisi, televizyoncusu, ihracatçı… Yani boğazını tarımdan doyuranlardan… Hani şu “eşekten düşenlerden”..
Gelen raporları en acil yapılacak olandan başlayarak orta ve uzun vadede planlarım. En son yapılacak şeyi en başa almam.
Şeyh Edebali’nin meşhur sözünü tepeden tırnağa herkesin bilmesini sağlarım: “Toprağa küsmeyin, toprağı küstürmeyin.”
Önce topraktan “özür dilerim” küstürdüğüm için. Sonra hala “toprağa küsmeyenlere” teşekkür ederim, onları

alkışlarım, alkışlattırırım.
Arazi sahibi olandan çok “üreten”i kollarım, gözetirim.
Küçük üreticilere “devlet”lik yaparım.
Herkesin doğduğu yerde doyması için çok kafa yorarım.
Tarımla, toprakla. Hayvanla uğraşana sahip çıkarım. Çobana, çift sürene bir formülle sigorta yaparım. Çobanları müzmin bekar olmaktan kurtarırım. Böylece evleri çocukla, dağları koyun-keçi ile doldururum.

En kötü İŞKUR veya KOSGEB’i devreye sokarım.
Önce halen kırsalda olan ve bir şekilde ayakları toprağa basanla işe başlarım. Ardından hanımlarını ikna edemediği için köye dönemeyen ama içi yananlara kafa yorarım.
Çiftçinin 2020 yılı mazot desteğini bu seneye has hemen öderim. Tarım Kredi ve Ziraat Bankası’na olan borçları 12 ay ertelerim.
Çiftçinin sulama için kullandığı elektrik faturalarında biraz indirim ve hasatta ödeme dönemi başlatırım.
Hububat başta olmak üzere gerekli ürünlerin alım fiyatlarını ekiminden önce açıklarım. TİGEM, Pankobirlik, Trakya Birlik, Toprak Mahsulleri Ofisi, Fiskobirlik…
Devreye koyarak çiftçiyle “ürün alım garantisi sözleşmesi” imzalarım.
Özellikle Konya Şeker Pancarı Kooperatifleri’nin çalışma şeklini örnek alır ve geliştiririm.
Ziraat teknikeri, mühendisi; veteriner teknikeri, veteriner gibi meslek sahiplerini kendi işini yapmak üzere sahaya çekerim.

Gübrede olduğu gibi tarım ilaçlarında da yerli üretim için prosedürleri esnetirim. “ Yerli kafa”nın yabancıdan daha iyi işler yaptığını cihana ilan ederim.
Yabancı “lobi”lerle usulüne uygun, muhteşem sultan Abdülhamit gibi iş yapar,, “bu toprakların fikri”ne öncelik veririm.
Embriyo transferi için getirilen hayvanları bıçağa çeken, organomineral gübreye sıcak bakmadığı için ihale yapamayan TİGEM, ülkenin %30 gübre ihtiyacını karşıladığı halde yerli hammadde ile üretilen ve “yeni nesil taban gübresi “olarak bilinen organomineral gübreye ayak direyen Gübretaş’la bir kez daha konuşur, artık tarımın “eski” usullerle yapılamayacağını son kez onlara söylerim.
Ülkenin en büyük çiftçi ailesi Tarım Kredi Kooperatif yönetiminin benim yanımda mı karşımda mı olduğunu iyi bilir, ona göre adım atarım.

Tarıma yeni toprak kazandırmanın yanında halen ekilen arazilerdeki gübreleme ve sulama konusunu bir kez daha düşünür, daha nasıl fazla verim alırıza kafa yorarım.
İmamlarda olduğu gibi “her köye veya bölgeye“ bir ziraat mühendisi ve veteriner gönderirim.
Kendi yemini kendi üreten, küçük hayvancılık işletmelerine yem bitkisi ekmesi halinde ekstra destek veririm.
Ulusal süt işletmeleri yanında yerel, bölgesel markaların önünü açar “müstahsil marka”lar oluştururum. Tüketicinin en doğal ve en hızlı şekilde bu ürünlere ulaşmasına yardımcı olurum.
Sadece “süte” para verirsem üreticinin gerisini getireceğini düşünürüm.
Tıbbi ve aromatik bitkilerin gıda ve ilaçta kullanılabilmesinin önünü olabildiğince açarım.
Arı ve arı ürünlerinin insan sağlığı ve özelde “bağışıklık” için çok önemli olmasından hareketle kovan girmemiş dağ, ova bırakmam.

En iyi olduğumuz seracılığı mümkün olan her bölgeye her mevsim için yayarım.
İster büyükbaş, ister küçükbaş olsun hayvancılıkta “ıslah “ çalışmalarını da “ıslah” ederim.
Tarım ve hayvancılıkta teknolojiyi olağanüstü destekler ve yerli firmalara kesinlikle öncelik tanırım. Bakanlıkta halen resmî görevde bulunan T.C. vatandaşı ama “yabancı lobi”lere çalışan olduğunu asla unutmam.
Marjinal toprakları da hatırlarım. Dağ, taş arasında yer almış küçük ama hobiye uygun yerleri değerlendiririm.
Yapılan veya planlanan tüm faaliyetleri medya ile sık sık paylaşırım.
Son 12 yılda ülke tarımında çok önemli işlere imza atan “tarım kanalları”na özel önem verir, onlarla işbirliği yaparım.
Hele de bugünlerde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Sağlık Bakanı kadar sık olmasa da basın toplantısı düzenler ve “halkla beraber “yürümeyi tercih ederdim.

Sn. Emine Erdoğan’ın bu konulara yakınlığını ve yatkınlığını üstelik Beştepe’deki gücünü dikkate alırım.
Diğer siyasi partilerin de görüşlerini toparlar ve istifade ederim.
Bünyemizde yeni oluşturulan “bilim kurulu“ nun yarısını tarım medyası, tarımla uğraşan ekonomist, avukat, doktor, sanayici vs.’den toparlarım.

“Ben Tarım Bakanı olsam” bunları ve benzerlerini yaparım ama şundan da adım gibi eminim:
Benim saydıklarım ve daha ötesindeki çok şeyi Sn. Tarım ve Orman Bakanı Dr.Bekir Pakdemirli ve ekibi düşünmüşlerdir.
Kafalarında binlerce muhteşem proje vardır. Çözümleri de mümkün ve harikadır.
Korkarım Sn. Bakan’ın da etkisi ve gücü bir yere kadardır. Bu ülkenin tarımı bir “Bakan”ın çok üstündedir.
Belki de Bakan’ın öne çıkmasını istemeyen, başarılı olmasından rahatsız olan yakın ve uzak ismler, gruplar vardır.
Sn. Bakan’a “iyi diyorsun da para nerde” diye soranların kimler olduğunu görür gibiyim.
Ayrıca Sn. Bakan’a “siyasi rekabet” şansı bile verilmek istenmiyor olabilir mi?
Benimki de hayal işte…

Evde otururken düşündüm ya hani. Ne de olsa 30 yıldır gazeteciyim. Bunun 10 yılı Ankara siyasetinde, son 12 yılı da tarımın içinde; tarlada, ahırda, ağılda, çobanla, çiftçiyle… geçti. Yasaklar kalkar kalkmaz ben yine ait olduğum yere döneceğim.
İçimde ne varsa onu olduğu gibi kaleme aldım.
Çok şey daha söylenip yazılabilir…
En iyisini “büyüklerimiz” bilir.
Ben “Tarım ve Orman Bakanı olsam” fikrinden vazgeçtim.

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mehmet Öztürk

Mehmet Öztürk yazdı: Köye Dönüş Derneği

Geçen haftayı Orion’un düzenlediği İzmir Tarım Fuarı’nda geçirdim.

Çiftçilerle konuştum. Firmalara uğradım.

Agro TV’de canlı yayınlar yaptım.

Beni gören çok sayıda işletme sahibi stantta yanıma geldi, oturup çay kahve içtik.

Sohbet ettik.

Türkiye’nin en büyük ve modern hayvancılık işletmesi, meşhur Nusret’in etini tedarik eden Günaydın Çiftlik’in sahibi çok neşeli ve bilge insan İsmet Yalçın abi selam verdi, konuştuk.

İsmet abi, “Benim yaşım 69. Çok çalışıyorum ve en iyisini yapmak istiyorum. İnsanlar köye dönmeli, toprağa dönmeli. Bu ülkenin çalışmaya ve üretmeye ihtiyacı var” dedi.

Çiftliği Balıkesir Gönen’de Günaydın’ın.

Beni de uzun yıllardan beri takip ediyormuş TV programlarından.

“Gel bir de benim çiftliği gör” dedi.

İnşallah en yakın zamanda uğrayıp kameraya alacağım İsmet Abi’yi.

Biz sohbet ederken arkamızda ziraat mühendisi / programcı Mine Pekkanat canlı yayındaydı.

Konuklarından biri şöyle diyordu: ”Yaşım 70. Ama köye döneceğim ve arıcılık yapacağım.”

İstanbul’a dönerken TV ekibinden gençler de vardı. Teknik birimden. İki genç arkadaş, “Abi en büyük hayalim köye dönüp hayvancılık yapmak” dedi.

Ama küçük bir sorun vardı: “Eşleri istemiyordu.”

Aslında bu konu yıllardır konuşuluyor. Ben de 20 yıldan bu yana hep bunu savundum. 15 yıllık tarım televizyonları süresince her programda dile getirdim.

İstek var engel de var.

Sonunda ben köye döndüm.

Şimdi Trabzon Şalpazarı’nın en yüksek köyünde (şimdi maalesef mahalle) yaşıyorum. Ev ormanda tek başına.

100 tane Keçi.

200 kovan.

20 inek.

5-10 dönüm fındık.

Hepsi bu.

Konunun detaylarını ilerde yazarım.

Bu ve buna benzer hayaller çoklarında var.

Biz de toprak, hayvan ve doğa sevdalısı bir ekiple Köye Dönüş Derneği’ni kurduk.

Yıllardır hep konuşuyorduk .

Tam resmî hale gelecekken pandemi dernek genel kurullarını hep öteledi.

Ve nihayet 2021’in en uzun gününde 21 Haziran’da resmen ilk genel kurulu yaptık.

Bünyesinden veteriner hekim, gazeteci, iş adamları, ziraat mühendisleri, sanatçı ve çiftçilerin de yer aldığı Köye Dönüş Derneği’nin ilk başkanı olarak sağ olsunlar beni seçtiler.

Başkan yardımcımız da köye, köylüye, hayvana aşık, çok iyi bir PİAR’cı. Ankara oğlağı ve Gökçeada kuzusunu ülkeyle tanıştıran Koyun Keçi Dünyası portalının sahibi Melek Bulut.

Hayallerimiz, projelerimiz büyük.

Yapacak çok şeyimiz var.

“Büyük hedeflere küçük ve emin adımlarla ulaşılır” düsturuyla resmen yola koyulduk.

Bizimle yol yürümek isteyenlere kapımız ardına kadar açık.

Köye Dönüş Derneği hepimize hayırlı olsun. (Kuzeyekspres)

Okumaya Devam Et

Mehmet Öztürk

“ARAPLARIN PETROLÜ VARSA BİZİM DE KOYUNUMUZ VAR”

“Arapların petrolü varsa bizim de koyunumuz var”
Bu cümleyi bir yere yazalım.
Hiç silmeyelim.
Hatta her gün görebileceğimiz yere asalım.
Okuyalım bi daha okuyalım.
Her platformda söyleyelim. Her birimizden bu cümlenin enerjisi fışkırsın ve gökyüzünde depolansın.
Sonra da yere insin.
Niye bu kadar önemsedim bu cümleyi. Ben söylesem üzerine gitmezdim. Ama cümleyi söyleyen kişi kritik bir yerde …
Karar verici.
İmza atıcı…
Tarım ve Orman Bakanlığı Hayvancılık Gen. Müd. Yard. Burhan Demirok. 30 yılı aşkındır bakanlıkta. Geçenlerde ayaküstü sohbet ederken o söyledi:” Arapların petrolü varsa bizim de koyunumuz var.”
Çok hoşuma gitti.
Tarım Bakanlığı’nın tarıma ve hayvancılığa bakışı beni mutlu etmese de bu cümleyi sevdim. Burhan Bey kurban öncesi Arap ülkelerine ihraç olacak 90 bin koyunun imzasını atmış.
“Araplar bizden yaşlı ve kuyruklu koyun talep ediyor. Bu bizim için avantaj. Daha fazla satmamız gerekiyor“ diyor Burhan Demirok.
Belli ki talep var koyun yok.
Ya da “koyun yok” denilerek ihracatın artması engelleniyor.
Kendim de bir çoban olarak ve 15 yıldır çobanlarla program yapan biri olarak “koyun yok”a inanamıyorum.
Zaten genç hayvan vermiyorsun biiir;
Koyun sayısını arttırmak hiç de zor değil ikiii.
Dünyada küçükbaşa özel bir ilgi var üüüç.
Türkiye küçükbaş cenneti dööört.
Hükümet koyunun ayak basmadığı mera bırakmayacak şekilde proje hazırlayabilir. Hiç olmazsa “Arapların petrolü varsa bizim de koyunumuz var“ diyenleri dinleyebilir.
Hiç bir şey yapmazsa “çobanlara sigorta“ yaparak bir başlangıç yapabilir.
Devlet isterse yapar.
Tabii vatandaşın da aynı duyguyu paylaşması lazım ve tercihini koyundan yana kullanması lazım.
Bu arada özel sektörde koyunculuğa destek veren ilginç bir projeye tanık oldum.
Samsunspor eski başkanlarından önemli iş adamı ve siyasetçi İsmail Uyanık’ın iki çocuğu çok takdire şayan bir girişimde bulunmuşlar.
Nazlı ve İbrahim Uyanık Kardeşler özellikle Tokat ve Karadeniz illerinde meşhur “Karayaka koyunu”nu üreticiden alıyor ve dükkanlarında satıyor.
www.nebiyandoğal.com web sayfasından sunumunu yapıyor. Sözleşmeli üretim yaptırıyor ve parasını da hemen ödüyor.
İbrahim Uyanık genç bir girişimci. Çok da heyecanlı. “Biz sosyal sorumluluk örneği olarak yaylalarda otlayan ve dünyada en lezzetli ete sahip Karayaka koyunculuğunu destekliyoruz . Dedemizden miras kalan bu ırkın yaşatılması gerekir. Biz İstanbul , İzmir, Bodrum ve diğer dükkanlarımızda başta Karayaka kuzusu olmak üzere merada otlayan yerel sığırların etlerini de pazarlıyoruz” dedi.
İbrahim Bey sadece Karayaka değil her bölgeden koyunları da takip ediyor. İmroz koyunu (Gökçeada kuzusu) , Kıvırcık , Sakız… da ilgi alanında.
Asıl hedef ise “Anadolu kuzusu.”
Gerçekten de Anadolu’daki 80 ırka ait tüm kuzular muhteşem.
Tüketici de yönünü biraz koyuna keçiye çevirirse bu iş çığ gibi büyüyecek.
Bu konu benim de özel ilgi alanımda biliyorsunuz.
Bundan sonra da isteyen her kişi ve platformla küçükbaşa destek çalışması yapabiliriz .
Zaten yakında bu iş hızla gelişip büyüyecek.
Siz sadece kurbanda tercihinizi küçükbaştan yana yapmaya başlayın yeter. (Kuzeyekspress)

Okumaya Devam Et

Mehmet Öztürk

SİYASİ PARTİLER ÇİFTÇİYİ HATIRLADI; AMA…

Tarım gazetecisi Mehmet Öztürk’ün Kuzey Ekspress gazetesindeki “Abi Nerdesin” köşesini sizler için paylaşıyoruz… SİYASİ PARTİLER ÇİFTÇİYİ HATIRLADI; AMA…

Çok zamandır televizyon izlemiyorum.
Haberlere hiç bakmıyorum.
Onlar da iki kutba ayrılmış durumda.
Haberlerin ana ekseni Tayyip Erdoğan ve diğerleri.
Horoz dövüşü yani.
Fakat 80 yaşına az kalmış eski siyasetçi ve çiftçi-köylü olan babamla kaldım uzun süre.
Hiç haber kaçırmıyor. Muhalefet etmeyi seviyor ve izliyor.
Kulağı az duyduğu için de sesi sonuna kadar açıyor.
İstemeden de kulak kabartmış oluyorum.
Bir ara TV 5’te Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu denk geldi, babam kanalları gezerken.
Genel Başkan video konferans yöntemiyle “çiftçi mitingi” adıyla çiftçilerin sorunlarını dinliyordu.
Canlı yayında Türkiye’nin değişik yerlerinden onlarca çiftçi konuştu.
Çiftçiler bildik sorunlarını aktardılar.
Çiftçilerin durumunu yakından bildiğim için asıl Temel Bey’in ne diyeceğini merak ettim.
Ve bu defa bekledim.
O da bu konuşmaları rapor haline getirip hükümete sunacaklarını söyledi özetle.
Öncelikle bir partinin dijital ortamda da olsa çiftçilerle olması ve canlı yayınlamasını önemsiyorum.
Hem TV 5 hem de bir parti sonunda tarımı hatırlamış.
Ama ben şunları da beklerdim:
-Temel Bey stüdyoda tek başınaydı. Yanında parti içinden tarımla ilgili (sorumlu) bir veya bir kaç kişi olsaydı sanki.
-Saadet Partisi hükümetin alt kolu değil, raporu sunmak için.
Zaten hükümet çiftçilerin neyi var neyi yok iyi biliyor. Sadece yapmıyor o kadar.
-İktidar adayı iddiasındaki bir parti çiftçilerin sorunlarını ve çözümlerini bu toplantı öncesi analiz eder, onların karşısına hazırlıklı çıkar.
– “Hükümet beceremiyor” kuru muhalefeti yerine “bizim iktidarımızda şunları yapacağız“ çözümü sunabilir.
Mesela en çok şikâyet girdi maliyetleri.
Saadet Partisi mazota nasıl bir çözüm öneriyor?
Gübre fiyatları için ne planlıyor?
Köylerin boşalmasının önüne geçmek için bir olanı var mı?
Çobanlara kız verilmesi için en azından onları “sigortalı” yapmayı düşünüyor mu?
Türkiye’nin hayvan ithal etmemesi için projesi nedir?
Daha sayabilirim.
Demem o ki genel başkana canlı yayın fikrini verenler bir iki gübreciyle, akaryakıtçıyla, tarım gazetecisiyle, tohumcuyla, çiftlik sahibiyle görüşüp çok güzel bu fikrin içini daha da doldurabilseydi keşke.
Oysa rahmetli Erbakan döneminde bırakın haftada bir basın toplantısı yapmayı sadece buğday fiyatları veya sadece kuraklık için üstelik de bir genel başkan yardımcısı çıkıp görüş bildirir öneride bulunurdu.
Bu durum elbette diğer partiler için de geçerli.
Kuraklık olmasa tarımı çiftçiyi hatırlayan yok nerdeyse.
Birkaç cümle -o da içi boş – o kadar.
Muhalif TV kanalları da her saat öldük bittik haberi veriyor. Ajans kameraları köylere gidiyor. (Muhabir de yok yanında) belli cümleyi kuranlar habere konu oluyor.
Bu kadar bilinçli olumsuz haber tarıma fayda mı verir zarar mı?
Ayrıca madem bu kadar çiftçiyi seviyorsunuz; neden kuraklıkla ilgili çözüm öneren uzman konuşturmuyorsunuz?
Neden kuraklıkta iş yapacak yeni nesil organik katkılı gübre üreten yerli firmaları davet etmiyorsunuz?
Neden çobanlara ve sigortaya destek vermiyorsunuz?
Suyun ve toprağın hafızası çok güçlüdür.
Kötü çirkin şeyleri aynen iade eder; severseniz o da ya şifa olur ya bol ürün verir.
Tarım çok canlı stüdyo ışıkları altında ahkam kesmekten çok öte bir şeydir.
Hadi mesela İsmail Küçükkaya bir sabah kuşağını 100 başlıklı bir işletmede sunsun.
Diğeri bir buğday tarlasında…
Bir diğeri meyve bahçesinde…
Öteki dağda çobanların yanında sunsunlar haberleri.
Velhasıl tarımı iyi konuşmazsak bindiğimiz dalın kesilmesi an meselesi.
Tarım bırakın siyaset malzemesi olmayı insanüstü bir konudur ve çok naziktir.
Yanlış anlaşılmasın bu görüşümden hükümetin politikalarını savunduğum anlamı çıkmaz.
Daha önceki yazılarımda “İstanbul danışmanları ve bazı bürokratlar Tayyip Erdoğan‘ın altını oyuyor (ya da oyulmasına göz yumuyor)” diyen de benim.
Hükümeti başka yazılarımda çokça ele alacağım.
Sonuç olarak, tarıma ait somut önerisi ve icraat paketi olmayan siyasiler boşuna konuşmuş olur.

Okumaya Devam Et
Advertisement

Çok Okunanlar