Türkiye, “Ankara Keçisi”ne sahip çıkamıyor mu?

Türkiye, Corona virüsü salgını nedeniyle küresel ölçekte yaşanan ekonomik durgunluk tablosunda dış borçlanma, döviz kuru ve altın fiyatındaki yükseliş gibi gelişmelerle sıkıntı yaşarken, özgün yerel ürünlerini yurtdışını tanıtmakta güçlük çekiyor. Uluslararası giyim şirketlerince tercih edilen Ankara Keçisi’nin tiftiğine sahip çıkmakta ve üretmekte geride kalan Türkiye, başkent köylerinde bu özel keçi türünü ekonomiye kazandırmaya çalışıyor.

Ankara Keçisi, Türkiye’nin başkentini simgeleyen küçükbaş bir hayvan. Etinden ve sütünden yararlanılması mümkün. Ancak en önemli özelliği kıllarından elde edilebilecek tiftik yünü. Bu yün ekonomik değer kabul ediliyor.

Ancak Türkiye dünyada Ankara adıyla anılan bu küçükbaş hayvana ve ondan elde edilen yün üretimine uzun yıllar gereken özeni göstermediği için tiftik piyasasında geride kaldı. Dünyayı etkisi altına alan Corona virüsü salgınında pek çok sektör gibi hayvancılık da, gelir sağlamakta sıkıntı yaşamayacağı ve sürdürülebilir müşterilere sahip olabileceği bir arayış içerisinde.

Başkentte de Ankara Keçisi’nin Türkiye’nin bir markası, gelir kapısı ve yurt dışı pazarlarında alıcısı olması için çaba harcanıyor. Ankara İli Damızlık Koyun ve Keçi Yetiştiricileri Birliği de, başkentli köylüyü Ankara Keçisi’nin orijinal özelliklerini koruyarak yetiştirmesi için teşvik ediyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın destek verdiği “ıslah projesi” ile Ankara Keçisi’nin diğer keçi türleriyle melezleşmesi, uzun ve sağlıklı kıllara sahip olma özelliğini yitirmesine karşı mücadele ediliyor. Böylece Türkiye’nin, Güney Afrika’nın pazar liderliğini sürdürdüğü Ankara Keçisi tiftiğinde kendi markasını koruyabilmesi ve sahiplenebilmesi amaçlanıyor.

Türkiye’nin salgında yaşadığı ekonomik durgunluktan olumsuz yönde etkilendiklerini belirten Ankara İli Damızlık Koyun ve Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Hasan Kılınç, bu süreçte İtalya başta olmak üzere yurt dışındaki giyim şirketlerine satış yapabilecek kalitede Ankara Keçisi üretimi olması için uğraştıklarını açıkladı.

VOA Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Kılınç, tüm dünyada “Angora Goat” olarak tanınmış keçiden tiftik üretiminde, orjin yer Ankara’yı artık ileri bir noktaya taşımak istediklerini vurguladı.

Ankara’dan geçmişte birkaç başarısız girişim söz konusu olduğunu kaydeden Kılınç, geçmişte ilaçlama ve kıl sağlığında sıkıntı yaşanınca Türk tiftiğine para verilmediğini belirterek, “Tiftik ilaçlandığı için yurt dışında ret olmuş. Daha doğrusu Türk tiftiği kötü imaj sebebiyle piyasası azalınca para etmemiş. O dönemlerde etinden faydalanmak için kır keçisi katılmaya başlanmış. Ankara Keçisi çok zayıftır. Et cüssesini artırmak için köpek kılı dediğimiz daha iri ve kalın kıllar oluşmuş. Bu ıslahtan sonra kıl kalitesi artmaya başladı. Bizim avantajımız tek kırım yaptığımız lifin uzun ve sağlam olması. Life mikroskopla bakıldığında arada kırıklar vardır. Ama Ankara’da bu en az seviyede. O yüzden sağlam sonuç elde ediyorsunuz. Eğer bu ıslahla, iyileştirmeyle köpek kılı dediğimiz durumu uzaklaştırırsak, Türk tiftiği yine dünya piyasasında birinci sıraya oturacaktır” dedi.

Ankara Keçisi tiftiğinde Türkiye beşinci sırada

Dünya örneklerinde Ankara İli Damızlık Koyun ve Keçi Yetiştiricileri Birliği gibi kooperatifleşme ile bu işin ekonomik değere dönüştürülebildiğini anlatan Kılınç, “Dünya piyasasının en büyük lideri şu anda Güney Afrika. Çok ciddi kurumsallaştırmış bir kooperatifi var. Bütün yetiştiriciler bu kooperatif aracılığıyla ürünlerini pazarlamakta. Güney Afrika’nın tiftik verimi de yüksek. Nedeni de şu: İki kırkım yapıyorlar. Ama orada iki kırkım yaptıkları için biz lif uzunluğuyla öne geçiyoruz. Onlar kır keçisi katarak lifi bozmamışlar. Ticari olarak da tekstildeki önemli markalarla bağlantılı olan ve sürekli ürün karşıladıkları için yer edinmiş bir ülke. Dünya piyasasında Güney Afrika, ondan sonra Avusturalya, Yeni Zelanda ve Arjantin var. Türkiye maalesef beşinci sıraya düştü. 200-210 ton civarında tiftik üretimimiz var” diye konuştu.

Geçmişte Türkiye’nin en az 6 bin ton üretim yapabildiğini söyleyen Kılınç, şu anda beş bine yakın hayvan üreticisi üyeleriyle Ankara İli Damızlık Koyun ve Keçi Yetiştiricileri Birliği’nin başkentte yaklaşık 1 milyon 600 bin küçükbaş hayvan bulundurduğunu açıkladı. Ancak bunun 220 binin Ankara Keçisi olduğunu belirten Kılınç, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın finanse ettiği ıslah projesiyle şimdi hem hayvan sayısını hem de kalitesini arttırmaya çalıştıklarını aktardı.

“Eğer bu ıslahla, iyileştirmeyle köpek kılı dediğimiz durumu uzaklaştırırsak, Türk tiftiği yine dünya piyasasında birinci sıraya oturacaktır” görüşünü dile getiren Hasan Kılınç, Ankara Keçisi’nin etinin kuzu etine benzerlik gösterdiği, yağlı et olduğu ve sütünden de cilt kremi yapılarak yarar sağlanabileceği iddiasında.
Corona virüsü salgını tiftik üreticisini ve piyasasını nasıl etkiledi?

“Tiftik şu anda hemen tüketilebilir bir gıda malzemesi değil. Ekonomide ikame edilebilir bir durumu var. O yüzden en çok etkilenenlerden birisi tiftik oldu. Tekstil sektörü de durmuş. Bu da talebi ve fiyatlara aşağıya çekti” diyen Kılınç, şu anda kilogram başına fiyatın 35 liraya kadar gerilediğini söyledi.

Bu nedenle yurtdışında pazar arayışında olduklarını kaydeden Kılınç, eğer yabancı alıcı sağlanabilirse üreticiye daha fazla gelir sağlayabileceklerini umduklarını sözlerine ekledi. Kılınç, iç pazarda ise en fazla üç alıcı şirket bulunduğunu ve bunlardan birisinin ürünü işleyerek İtalya’ya gönderdiğini anlattı.

Hayvancılıkta Afgan çoban sorununa devletten “izin” talebi

Ankara İli Damızlık Koyun ve Keçi Yetiştiricileri Başkanı Hasan Kılınç, Ankara başta olmak üzere, İç Anadolu Bölgesi ile Türkiye’nin batısında hayvancılık sektöründe aile işletmeciliği kapsamında aile fertlerince çobanlık yapıldığı örneklerin çok az olduğunu söyledi.

Bu nedenle de hayvan yetiştiricileri olarak çobana ihtiyaç duyduklarını belirten Kılınç, devletten kendilerine özellikle Afgan çoban çalıştırma izni verilmesini talep etti. Kılınç, “Çoban sektörü maalesef küçük başta yurtdışı kaynaklı. Hepsi Afganistan genellikle. Suriyeli çok az, onlar ova insanı. Yerli çoban yok. Türkiye’nin yüzde 80-90 çobanları Afganistan’dan geliyor. Biz bu Afganlara tarım alanında çalışmaları için resmi izin vermiyoruz. Ama bu şekilde gidip kentlerde inşaatlarda çalışırlar. Bu sefer de biz burada çoban sıkıntısı çekiyoruz” dedi.

Hasan Kılınç’ın kendi Ankara Keçisi bakıcılığını üstlenen çobanlardan birisi de Afganistan vatandaşı Muhammed. Halen Afganistan’daki ailesine Türkiye’de çalışarak para gönderdiğini anlatan Muhammed, üç yıldır bulunduğu Türkiye’de çobanlık yaptığını ve ülkesinde de bu işten anladığı için zorluk çekmediğini dile getirdi.

Bir başka keçi çobanı ise memleketi Şırnak’tan yaşam koşulları nedeniyle Mersin’e ailesiyle birlikte göç etmek zorunda kalan Said Acer. O da mevsimlik işçi olarak başkentte ekmek parası için çobanlara bakıcılık yapıyor.

(Amerika’nınSesi)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir